Nostalji

TÜRK BASININDA İLK DEFA

“Türk Basınında İlk Defa: HAYAT Bir Yeraltı Nehrinde” başlığıyla HAYAT Dergisi’nin 16 Ekim 1959 tarihli sayısında dört sayfa olarak yayımlanan bu yazı Türkiye’de bir magazin dergisinde çıkan ilk mağaracılık haberidir. O yıllarda Türkiye’de zaten birkaç magazin dergisi olduğu düşünülürse bu durum son derece doğaldır.
 
Başlıkta sözü edilen bu yeraltı nehri Hadim Yerköprü ve bu heyecan dolu makalenin yazarı HAYAT Mecmuası Yazı İşleri Müdürü İbrahim Çamlı, fotoğrafçısı ise Ara Güler’dir! Bu iki kişiye mağarada eşlik edenlerse Fethi Yeşim ve tabi ki Temuçin Aygen idi.
 
O tarihte yurdumuzda mağara keşiflerinin sadece Temuçin Aygen’in kişisel gayretleriyle sınırlı olduğunu ve sadece Yatağan, Damlataş ve Maraspoli mağaralarının araştırılmış olduğunu yazıdan öğreniyoruz. O dönemde İller Bankası’nda çalışan Temuçin Aygen mağaracılığın kamuoyuna tanıtılması için HAYAT Mecmuası’na bir mektup yazarak kendilerini Yerköprü’de yapılacak bir araştırmaya davet eder, onlarda iki kişilik bir ekip olarak mağaraya gelirler.
 
Kauçuk botlarla yapılan 500 m’lik geçiş oldukça kolay ve rahat olmasına karşılık İbrahim Çamlı’nın yazısını ve resim altı notlarını okursanız gerçek bir macera havası sezersiniz. Yine resim altı notlarda burada fotoğraf çekmenin ne denli zor bir iş olduğu uzun uzun yazılsa da Ara Güler’in fotoğrafları tek kelimeyle mükemmeldir, tabi mağaracıların garip kıyafetleri göz ardı edilirse!
 

45 YIL ÖNCE DÜNYA

Bugün dünyanın en derin mağarası -2.191 m ile Krubera, en uzunu ise Mammoth Cave ve tam 627 km.

45 yıl önce durum bambaşkaydı.

Gerçi, Flint Ridge ile Mammoth Cave arasındaki bağlantının keşfedilmesine daha 6 yıl vardı ama, 1966 yılında bu iki mağaranın bilinen toplam uzunluğu bile bugünkünün dörtte biri kadardı.

O yıl 85.200 m uzunluğuyla dünya mağara uzunluk rekoruna sahip olan Hölloch bugün 198.190 m ama klasmanda 8.liğe düştü. Eisriesenwelt’in ise bu kadar bile şansı olamadı. 42 km uzunlukta takılıp kalan Avusturya’nın bu meşhur, turistik buz mağarası bugün dünya klasmanında ancak 71. sırada.

1966 yılının mağara derinlik rekorlarına bakarken o yılların mağaracılarına haksızlık etmeyelim ve bu derinliklere merdivenlerle inildiğini unutmayalım. 1966 yılında henüz SRT keşfedilmemişti. -1000 m ilk olarak 1955 yılında Gouffre Berger’de geçildi. 24 Ağustos 1966 tarihinde ise üst girişinin keşfedilmesi sonucunda Pierre Saint-Martin Sistemi’nde yeni dünya rekoru kırıldı.

Bugün, Pierre Saint-Martin -1408 m derinliğiyle dünya klasmanında 17., Gouffre Berger ise -1323 m ile 23. sırada. 1966 yılında 3. olan Felix Trombe Sistemi -975 m’ye uzamasına karşın bugün 99. sırada! Spluga della Preta ise, aynen Eisriesenwelt gibi, -875 m’de kaldı ve artık 140.

YARIMBURGAZ MAĞARASI

İstanbul yakınlarında bulunan Yarımburgaz, mağaracılık tarihi açısından belki de Türkiye'nin en önemli mağaralarından biridir. İlk mağara arkeolojisi kazılarını bir yana bıraksak bile Türkiye'nin ilk mağaracılık makalesi Yarımburgaz ile ilgilidir. Abdullah Bey, Viyana'da, 30 Eylül 1869'da yayımlanan Verhandlungen der Geologishen Reichsanstalt dergisinin 12 no.lu sayısında yer alan “Die Umgebung des See’s Kütchück-tschekmetché in Rumelien” isimli makalesinde bu mağarayı ilk defa detaylı bir şekilde anlatmıştır.

Ardından, 1927 yılında Hovass tarafından çizilen ve yayımlanan Yarımburgaz haritası Türkiye'nin en eski ikinci mağara haritası olma özelliğine sahiptir.

1963 yılında mağarada Kılıç Kökten ve daha sonra Şevket Aziz Kansu'nun katılımı ile süren kazılarda çok önemli sonuçlar elde edilmiştir. Ardından, 1988 yılından itibaren Güven Arsebük başkanlığında sürdürülen kazılarda bulunan aletler 700.000-300.000 yılları arasına tarihlenmektedir. Anadolu'da bilinen ilk Neanderthal fosili bu mağarada ele geçmiştir.

Bir yıl sonra BÜMAK'ın kurucuları arasında yer alacak olan Celal Şengör ve Fatih Erdoğan'ın 21 Eylül 1972 günü bu mağarayı ziyaretleri sırasında Celal Şengör'ün defterine çizdiği eskiz ise gencecik bir üniversite öğrencisinin bilim adamlığına uzanacak geleceğinin bir ispatı gibidir.

Dolayısıyla, bünyesinde bu kadar çok özelliği ve değeri barındıran bu değerli mağaranın acilen koruma altına alınması gerekmektedir.

 

DR. TEMUÇİN AYGEN (1921-2003)

1921 yılında İstanbul’da doğan ve 1938 yılında Boğaziçi Lisesi'ni bitiren Temuçin Aygen, 1945'te İsviçre’de Cenevre Üniversitesi, Jeoloji ve Mineraloji Bölümü'nden mezun olmuştur. 1947 yılında yurda dönen Aygen, 1950'ye kadar İstanbul Üniversitesi Jeoloji Bölümü'nde asistan olarak çalışmış, 1951'de İstanbul Üniversitesi'nden Ord. Prof. Hamit Nafiz Pamir nezdinde "Balya Bölgesi'nin Jeolojik İncelenmesi" konulu doktora teziyle doktor unvanını almıştır.

1950–1951 yılları arasında MTA’da saha jeoloğu olarak çalışmalarına devam etmiş, 1952'den sonra İller Bankası'nın su mühendisliği bölümünde uzman olarak çalışmaya başlamıştır. Bu birimde çalışmalarını sürdürürken birçok ilde karstik alanlardan su temin edilmesi ve hidroelektrik santrallerin verimliliği üzerine incelemeler yapmıştır. Bu çalışmalar sırasında ilk mağaracılık tecrübelerini yaşamaya başlamış ve 1958'de hidrojeoloji üzerine araştırma yapmak için gittiği Fransa ve İsviçre’de speleoloji kulüpleriyle temasa geçmiştir.

Yurda döndükten sonra DSİ’de çalışmaya başlayan Aygen, 1959'da "Mağaralar ve Yeraltı Irmakları" isimli ilk kitabını yayımlamıştır.

1964 yılında Ankara’da Türkiye'deki ilk mağara araştırma derneğini kuran Aygen, aynı yıl Fransız mağaracıları Türkiye’ye davet etmiş, 1965'den itibaren özellikle Speleo Club de Paris üyesi araştırmacılarla birlikte Toroslar'da birçok mağarayı araştırmıştır.

Dr. Temuçin Aygen 1963–1968 yılları arasında da DSİ Genel Müdürlüğü’nde müşavir ve uzman jeolog olarak çalışmış, 1968–1977 yılları arasında ise İller Bankası Genel Müdürlüğü'nde Jeoloji Fen Heyeti Müdürlüğü yapmıştır.

70'li yıllarda, Toroslarda sürdürdüğü mağara araştırmalarını Batı Karadeniz’e kaydırmış ve Avrupalı araştırmacılarla birlikte bu bölgede birçok mağara keşfetmiştir. 1970'te İspanya’dan gelen bir grup ile Ayvaini, Çayırköy ve Ilıksu Mağarası’nı incelemiş, 1975'de ise İngiliz mağaracılarla birlikte Kızılelma, Cumayanı ve Gökgöl mağaralarını günışığına çıkarmıştır.

1984 yılında ikinci kitabı "Türkiye’nin Mağaraları"nı yayımlamış, ardından 1988'de üçüncü kitabı olan "Türkiye’nin Bilinmeyen Doğal ve Arkeolojik Değerleri" basılmıştır. Aygen’in, bu eserlerinden başka, 80’den fazla yayımlanmış makalesi ve tebliği mevcuttur.

Dr. Temuçin Aygen, ömrünün son yıllarında Kaş’da denize karışan yeraltı kaynakları ile ilgili bilimsel araştırmalarını sürdürmüş ve yoğun bir şekilde konferans ve yayın faaliyetleriyle uğraştıktan sonra, uzun süre mücadele ettiği hastalığa yenilerek 25 Ocak 2003'te, 82 yaşında Antalya’da hayata gözlerini kapatmıştır.

İçerik yayınları