Heves ve Gelip Geçici Mağaracılar
Heves: “1.İstek, eğilim, arzu, şevk. 2. Gelip geçici istek.” (TDK)
Hep deriz: “Hevesli olanlar gelsin bize katılsın”. Hevessiz adama öğretip de vakit kaybetmeyelim diye. İyi de heves tek başına yetmiyor. Yalnız kaldığında geçici de oluyor.
Kısacık mağaracılık yaşantımda bile o kadar çok bu dandik insanlarla uğraştım ki benden uzun süre mağaracılık yapanlara baktığımda çektiklerini düşünüp üzülüyorum.
Bu hikayenin ilk adımları, belki de daha farklı bir bakış açısı ile sendromları, genellikle üye alım esnasında ortaya çıkıyor. Jeoloji, biyoloji veya arkeoloji gibi mağaracılıkta mesleki keşif yapabilecek bölümlerin önünde stand açıldığında veya afiş asıldığında, kafasını çevirip bakan insanların sayıları, standa konan sineklerin sayılarından az oluyor. Bence bu çok enteresan bir şey. Düşünsenize: Adamların meslekleri ile alakalı bir şey önlerinde duruyor ve daha önce ya derste kısacık görmüşler ya da o sırada cep telefonları ile oynadıkları için onu bile görmemişler. Mağaracı olsunlar, kafada baret, elde süzgeç koştursunlar değil aklımdan geçen! Sadece “Dur bakalım, bu da neymiş?” diye merak etsinler. En azından posterdeki hayvana, karst yapısına veya ne bileyim mezara bir bakıversinler. Bir iki soru sorsunlar. Ama nerede...
Aslında insanların bu meraksızlıklarını açıklayabiliriz. Çocukluklarına dönelim. Aile çocuğun beynini uyarmazsa, çocuk zaten biraz salak olur. Bu normal, pedagojik olarak bilinen bir gerçek. Yani eline zeka küpü tutuşturmakla çocuk adam olmuyor. Sonra ilk ve orta öğretim. Özellikle ’80 ve sonrası doğanlar zaten sınavla büyüdü. Her kademede bir sonrası için test çözmekten, varsayımsal problemleri hesaplamaktan beyinleri sadece test şeklinde çalışıyor. Beş cevap var biri doğru. O yüzden zaten üniversite sınavında yanlış soruları genellikle çoğunluk cevaplandırır. Haydi diyelim ki bir puan tutturdular, o zaman sırada seçme var. Üniversiteler adam seçemedikleri için seçiliyorlar. Yani adam diş doktoru olmak isterken jeolog, arkeolog olmak isterken psikolog falan olabiliyor. Sonra üniversitede lisede yaşayamadıkları Hollywood abartısı hayatı yaşamaya çalışıyorlar, o da olmuyor. Bu arada tabii biri kalkıp da: “Benim mesleğim bu, ulan bu manyaklar benim mesleğimle alakalı bir şeyler yapıyorlar. Hani mağara beni bozar da, dur bir bakalım ne yapmışlar merak ettim?” cümlesinin yakınından bile geçenler yüzde içerisinde sıfır virgüllü rakamlar ile ifade ediliyorlar.
Hah! Gelmeyenleri anladım da, ya gelenler? İşte hevesin gelip geçici bir kavram olması orada devreye giriyor. Adam bir şekilde geliyor, bakıyor iş enteresan. Mağaracılık falan değil, mesleki olarak hoşlarına gidiyor. “Ulan” diyor adam “Harbi acaip bir şey bu böcek”. Laf lafı açıyor, karşı taraf hevesle dinledikten sonra aynı hevesle saçmalamaya başlıyor. “Tabii yaparız... Yabancılardan ne eksiğimiz var... Ben gelirim ağa, inerim, bulurum... Araştırırım abi, genetik haritasını bile çıkarırım...”. Biz gariban mağaracılar da “Aha hevesli, tutun kaçmasın, önce sünnet sonra hemen mağaraya” falan gibi bir sinir krizi ile duygu boşalması arasında herifleri mağaracı yaparız. Gün gelir, dağa çıkılır, mağaraya girilir, bulgular toplanır, şehre gelinir. Aradan bir ay ya geçer ya geçmez “nerede sonuçlar?” diye sorarız. Cevaben: “Abi şimdi işim var... Sınav var... Kıçımda kıl döndü... Sevgilim beni terk etti...” gibi bizi tatmin etmeyen cevapları aldıktan sonra oturup böyle bir yazı yazarız; hevesin gerçek anlamı ile ilgili.