Obruklar (ve Herşey) Çöküyor!
Konya – Karapınar - Aksaray üçgeninde irili ufaklı 25-30 obruk vardır. Bunlar arasında, Kızören Obruğu gibi çapı 285 m, derinliği ise 150 m olan dev obruklar olduğu gibi, 6 m çapında ufacıklara da rastlanır. Bir kısmının dibinde su vardır, diğer bir kısmı ise kurudur. Konya ve Ereğli ovalarını birbirinden ayıran bir plato halinde yükselen bu bölgeye aynı sebepten “Obruk Platosu” da denir.
Yüzeyde, yatay ve düzgün bir tabaka halinde yer alan ve arada killi tabakalar da içeren bu ince kireçtaşı formasyonu, son yapılan araştırmaların gösterdiği gibi, çok büyük bir yeraltı su tablasının üstündedir. Üstteki bu kabuğun ise 25-70 metre kalınlığında olduğunu biliyoruz.
Akviran Yaylası’nda 1977 yılında çökerek açılan bir obruk, oluşumları ile ilgili daha önceki jeolojik tartışmaları sona erdirdi. Artık, bu bölgedeki obrukların önce yüzeydeki erime boşlukları ile başlayıp, ardından alttaki su tablasına kadar ulaşan bir çökme ile tamamlandığı anlaşılmıştı. Bazı obrukların dibinde su olmaması ise, su tablasına kadar ulaşamayıp, sadece yüzey aşındırması ile çöktüklerinin ispatı idi.
Üstü belki de Türkiye’nin yegâne çölü olan bir platonun altında inanılmaz büyüklükte bir yeraltı suyu ve yer yer bu suya ulaşan doğal kuyular. İnanılmaz güzellikte bir doğa olayı. Birkaç yıl öncesine kadar herşey yolunda idi. 1977'den bu yana başka çökme de olmamıştı. Sonra birdenbire yeni çökmeler, yeni obruklar. Birkaç ayda bir yeni bir obruğumuz olmaya ve gazetelere yansımaya başladı. Ne oluyordu? Ya da ne değişmişti? Çok basit: Yıllardır çöl olan bu bölgede halkımız yeraltında su olduğunu fark etmişti. Artık heryerde 20’lik artezyenler vardı ve bu yeraltı suyu tarlaları sulayan yerüstü suyu oluvermişti.
Doğa, üzerinde oyun oynanacak, hesapsız işler yapılacak ve sadece sizin çıkarınız için varolan bir menba değildir. Doğa ile kurulacak her türlü ilişki etki-tepki kuralına uygun hesaplanması gereken adımlar şeklinde olmalıdır, hesapsız bir adım ise karşılığını alır.
Obruk Platosu’nda da böyle oldu; Yeraltındaki su seviyesi azaldıkça kireçtaşı tabakasının içinde boşluklar oluşmaya başladı. Bir anlamda eskiden suyun desteklediği dış kabuk artık bu destekten yoksundu. Normalde yeraltı suyunun daha önce aşındırdığı yerleri boş bırakarak daha derinlere kaçması mağaraları oluşturur. Ama burada kireçtaşı hem ince, hem de kırılgan. İçindeki boşlukları taşıyabilecek güçlü bir tavana sahip değil, bu yüzden çökmeler başladı. Yani, bir anlamda, daha önce yüzeyden yeraltı suyuna (ya da bir boşluğa) kadar aşınarak çöken ve bu şekilde oluşan obruklar artık, aşağıdaki su azaldığı için, kendi ağırlıkları ile çökerek oluşuyorlar.
MTA’dan jeolog Lütfi Nazik bölgede bir “Obruk Risk Haritası” hazırlayacakmış. Yani bir anlamda “Buralarda dolaşmayın, ileride çökebilir” haritası olacak. İyi yapıyor, hazırlasın. Yıllar önce “Buralara artezyen daldırmayın, ileride başınız derde girer” haritası yapmamanın, bu toprakları talan ederek, yağmalayarak ve mahvederek yaşamamızın bedelini ödüyoruz ne de olsa. Bulduğu her suyu, her nehri, her kaynağı, her doğal olguyu bir imkân ve kazanç kapısı olarak gören DSİ’nin, MTA’nın, eski YSE’nin, Köy İşleri’nin ve en başta cahil halkımızın yaptıklarının bir bedeli olacak tabii ki.
Haaa, unutmadan; Obruk Platosu’nda yeraltı suyuna inen yegâne şey artezyenler değil tabii, o bölgedeki tüm yerleşimlerin foseptikleri de aynı yere gidiyor ve birçok köyde artezyenler içme suyu olarak da kullanılıyor