TMB Ne Yapar?
Türk mağaracılarının gerçek anlamda birbirleriyle tanışmaları, 1990 yılında İstanbul’da 1. Speleoloji Sempozyumu sırasında oldu. BÜMAK tarafından düzenlenen bu sempozyuma katılan grup sayısı 6 idi (MAD, BÜMAK, MTA, DAD, İTÜSAK, ZOMMAK). Günümüz Türkiye Mağaracılar Birliği’nin temeli sayılabilecek bir birlik fikri, ilk olarak bu sempozyumda ortaya atılmış, ancak çok ilgi görmemişti. 1992’de BÜMAK ve MAD biraraya gelip ortak bir mağaracılık yapısı oluşturmayı kararlaştırdılar.
1994’te Ankara’da düzenlenen 2. Speleoloji Sempozyumu’nda MAD ve BÜMAK’ın ortaklaşa hazırladıkları bildiriyle, Türkiye Mağaracılar Birliği’nin kuruluşu duyurulmuş, ilk tüzük önerisi sunulmuş ve Birlik, sempozyuma katılan diğer gruplarca da kabul görmüştü. Türk Mağaracılar Birliği ilk toplantısı 14 Ocak 1995’te Ankara’da yapıldı. Bu toplantıda Standardizasyon Grubu, Kurtarma Grubu gibi çeşitli alt gruplar oluşturuldu. Buraya kadar olan kısım tarihçe, şimdi isterseniz başka bir kısma geçelim: Oradan bakarsanız 15, buradan bakarsanız 19 yıl geçmiş. İsmine ne derseniz deyin; ister “Birlik”, ister” Federasyon”, ister başka bir şey, Türkiye Mağaracılar Birliği’nin oluşması açısından, değil Avrupa ve A.B.D. nin, Güney Amerika ve bazı Asya ülkelerinin dahi gerisindeyiz. Eh, ne de olsa, her konuda olduğu gibi, Türkiye olarak yerimiz burası, değil mi?
Peki, neden yerimiz burası? Tarihçeye bambaşka bir açıdan bakalım; bizzat Türk mağaracılığının tarihi açısından. Hadi Abdullah Bey’i boşverelim, ilk çağdaş ve bilimsel mağaracımız Temuçin Aygen. Yıl ne? 1960’ların sonu. Çüş! Nerede idik bu zamana kadar?
Hadi, buna da “Eyvallah” diyelim. Aradan geçmiş nerede ise 50 yıl, biz mağaracılar ne yapmışız? Bazıları, üyeleri 4-5 yılda bir değişen üniversite kulüplerinden oluşan, toplasanız 12-13 kuruluş var olmuş bu kadar zamanda. Kafasında kaskı, belinde doğru dürüst malzemesi olan mağaracı sayısı ise en fazla 50-60. Sebep? Sebep, her zaman olduğu gibi pek çok: “Paramız yok, imkanlar kısıtlı, kılım döndü, tüyüm çıktı”. Tabi ya, kendi ülkelerini bırakıp Türkiye’ye gelen yabancı mağaracıların çok parası var, değil mi? Nah var, çoğu bir aylık bu yolculuk için bir yıl boyunca para biriktiriyorlar, bir türlü anlamadığımız ya da anlamak istemediğimiz bu: Bizim niyetimiz yok, onların niyeti var.
Doğulu olmakla Batılı olmak arasındaki en önemli fark, bu “Niyet” farkı herhalde. Onlar mağaracılık yapmak, birşeyleri keşfetmek niyetinde iken, bizler sadece kişisel egolarımızı tatmin etmek niyetindeyiz. Kaldı ki tarih boyunca Batı-Doğu farkı da bu değil mi idi zaten? Yüzlerce yıldır hep aynı şey olmadı mı? Onlar keşfetti, biz baktık.
Bu, yukarıda bahsettiğim 12-13 kuruluşun sürekli olarak birbirleri ile didişen o, çok değerli mağaracılarının, toplasak 20 mağaraya bile girmediklerini, bırakın girmeyi Türkiye’de bulunan 20 mağaranın isimlerini saymayı bile beceremediklerini de biliyoruz. Mağaracılıkla ilgili okudukları kitap sayısı da bu sayıyı geçmez. İnanmıyor musunuz? Rastladığınızda herhangi birisine sorun o zaman. Sayısı onu, onbeşi geçmeyen bu insanların tümü bugün TMB’de ahkam kesip ukalalık yapmakta, bu ülkenin mağaracılığı için fikir beyan etmekte.
Böylesi bir kadronun oluşturduğu TMB ise bugünlerde ne yapıyor? Sadece Kurtarma Eğitimi. Neyi kurtaracaklar? Mağaracılık yapmayan mağaracıları. Sanki dikey bir mağaranın -600 metresinde bir kaza olsa TMB’nin bu komisyonunun üyeleri oraya inebilecekmiş gibi. 2001 yılında Peynirlikönü Düdeni’ne su bastığında ve mağarada yedi kişi varken arabalarına atlayıp geri dönenler şimdi TMB Kurtarma Komisyonu üyesi. Demek ki bu cümleyi aslında Kurtar“ma” olarak okumalıyız. Tabi, fazla bir mağaracısı olmayan bu kuruluşun kurtaracağı yegane insanların da, yıkılan binanın altında kalan Konya Kuran Kursu öğrencileri olmasını anlayışla karşılıyoruz.
TMB, yakın bir zamanda federasyon olacakmış. Oluversin. Ne de olsa, olmayan birşeyin “federasyonu”, “birliği”, “topluluğu” ya da “cemaati” de olamaz, değil mi? Bir federasyona kavuşunca Türk mağaracılığı daha ciddiye alınacak, isim ve itibar sahibi olacakmış. İtibarınız, yaptığınız iş ve beceriniz ile ölçülür, isminizle değil. Bu yapılan, sadece üniversite kulüplerini bu camiadan yok edip, 3-5 derneğin hegamonyasında kişisel tatmin sağlamak olacak, o kadar. İşin en komiği ise, bu yapılan dalaverenin farkında olamayacak kadar "sazan" ve yaşam acemisi olan üniversite kulüplerinin de bu amaca destek vermeleri.
“Federasyon” deyince aklıma geliverdi; geçenlerde yapılan TMB Genel Kurul’unun toplantısına ASPEG üyesi iki arkadaşımız, sokulmadılar. Gerekçe? ASPEG tüzel kişilik değilmiş. İnsan burada dürüst bir yaklaşımla “Şimdi içeride size küfredeceğiz. Siz girerseniz ayıp olur, söz hakkı filan vermek zorunda kalırız. İyisi mi, girmeyin” şeklinde bir açıklama arzu ediyor. “ASPEG tüzel kişilik değil” miş, sanki Türkiye Mağaracılar Birliği’nin kendisi, veya zamanında genel sekreterlerinin üye oldukları kuruluşlar tüzelmiş gibi.
Devam edelim: TMB olarak, Avrupa Mağaracılık Federasyonu’na üye olmamalı imişiz. Neden? Çünkü biz hala donumuzu toplayamamış durumda imişiz. Bir federasyon olamadığımız için orada ne işimiz varmış. Bunca işin arasında onlarla kim ilgilenecekmiş. Biliyor musunuz, aslında bizim oraya üye olmamızı konuştuğumuz tüm yabancı mağaracılar istiyorlar ve biz, burada ukalalık eden, geniş perspektifte düşünme özürlüsü veya içten pazarlıklı birkaç sivri akıllı yüzünden bu konuyu hala tartışıyoruz.
Bundan sadece on yıl önce bir ülke olabilen yerler Avrupa Mağaracılık Federasyonu’na üye olmuş iken bizim üye olmamamızın ayıplığını düşünmekten bile aciz insanların bu konuda karar verme mekanizmasının içinde olması ve fikirlerinin ciddiye alınması ne kadar üzücü.
Öte yandan, yukarıdaki gerekçelerle Avrupa Federasyonu üyeliği istemeyenlerin bireysel ve derneksel olarak UIS’te Türkiye delegelikleri hala devam ediyor, hatta gururla sağda solda bunu belirtiyorlar. Bu, tipik bir ikili oynama tarzı: Hem UIS üyeliğine dört elle sarılıp vazgeçmemek, bu yetkiyi TMB’ye bırakmamak, hem de Avrupa Federasyonu üyeliğine karşı çıkmak garip bir çelişki olmuyor mu? Sempozyumlarında bildiri bile sunmadıkları, genel kuruluna gitmedikleri, kayıtlı mail adreslerinin bile yanlış olduğu bu delegasyon UIS'in Türkiye delegeliğinden nasıl bir menfaat bekliyor, gerçekten merak ediyorum. Ya da şunu sorayım: Kişiselden geçtik, derneksel masturbasyonu bile bu denli şiddetli olan kuruluşların başını çektiği bir federasyon, Türk mağaracılığına ne kazandıracak?
Peki sonuç? Eğer bu işi yapmaya gerçekten niyetli değilsek, okumuyor, yazmıyor ve çizmiyorsak, mağaracılığı bir boş zaman hobisi olarak görüyorsak ve yegane derdimiz birbirimizin ayağına basıp, başka türlü tatmin edemediğimiz kişisel egomuzu mağaracılık vasıtası ile tatmin etmekten ibaret ise, fazla bir sonuç olamayacak. Yıllar geçecek ve biz, onun yaptıklarını bir adım dahi olsun ileriye götüremeden rahmetli Temuçin Aygen’i anmaya devam edeceğiz.
Bu arada Türkiye Mağaracılık Federasyonu? Olur tabi, neden olmasın? Hiçbir halt yapmayan faaliyetlerin federasyonlarından bir yığın var bu ülkede, bir fazla, bir eksik, ne zararı olur ki?